Sayfalar

11 Mart 2017 Cumartesi

Mersin Üniversitesi Rektörüne Açık Mektup, www.sendika15.org, 6 Mart 2017


Tolga Tören

Sayın Rektör,

Üniversite ile ilişiğimin kesildiğini haber veren mektubunuzu aldım. Tıpkı daha önce ya da benimle aynı zamanda, sizin bildiğiniz ve aşağıda bahsedeceğim -aynı- gerekçe ile ilişiği kesilen diğer dostlar / meslektaşlar gibi.

Öncelikle belirtmek isterim ki, mektubunuzu, adına “Yeni Türkiye” denen garabetin şahsıma sunduğu bir onur nişanesi olarak göğsüme takacağım(ız)dan şüpheniz olmasın.
Bununla birlikte, mektubunuzun, olgular arasında ilişki kurma becerisinden, zat-ı alileriniz gibi rektörlük makamına erişmiş birisinden beklenemeyeceği biçimde, sınıfta kaldığını belirtmem gerekiyor.

Mektubunuzda, “Yrd. Doç. Dr. Tolga Tören hakkında, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nın 13 Ocak 2016 tarih ve 1555 sayılı yazısı gereği 11 Ocak 2016 tarihinde internet üzerinden yayınlanan ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı bildiriye imza attığı nedeniyle idari soruşturma başlatılmış olması ve ayrıca bu bildiriyi imzalayanlar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/5734 hazırlık numarası ile cezai kovuşturma başlatılmış olması” dedikten sonra ekliyorsunuz:
“...birlikte değerlendirildiğinde adı geçenin 2547 Sayılı Kanun’un 23. Maddesi gereği görev süresinin uzatılmamasına karar verilmiştir...”

Konu ile yakından ilgili olmayanlar bu ifadenizden, 2547 sayılı yasanın 23. maddesinin “Bu suça ortak olmayacağız” metnini imzalayanlara, hakkında YÖK emri ile idari soruşturma başlatılanlara ve savcılık tarafından cezai kovuşturma açılanlara ilişkin hükümler içerdiğini sanabilirler.

Oysa, sizin de pek iyi bildiğiniz gibi, 2547 sayılı yasanın “Yardımcı Doçentliğe atama” başlıklı 23. maddesi şu şekildedir:

...Bir üniversite biriminde açık bulunan yardımcı doçentlik, isteklilerin başvurması için rektörlükçe ilan edilir. Fakültelerde ve fakültelere bağlı kuruluşlarda dekan, rektörlüğe bağlı enstitü ve yüksekokullarda müdürler; biri o birimin yöneticisi, biri de o üniversite dışından olmak üzere üç profesör veya doçent tespit ederek bunlardan adayların her biri hakkında yazılı mütalaa isterler. Dekan veya ilgili müdür kendi yönetim kurullarının görüşünü de aldıktan sonra önerilerini rektöre sunar. Atama, rektör tarafından yapılır...”[i]
Açıktır ki, ilgili maddenin “imza” ile, YÖK emri ile açılan bir idari soruşturma ile ya da savcılık tarafından açılan herhangi bir ceza kovuşturması ile ilgisi yoktur. Bu bağlamda, aldığınız karar olsa olsa, maddede yer alan “Atama, rektör tarafından yapılır” ifadesi ile ilgili olabilir ki, bu yetki de, gene yasanın ilgili maddesinde görüldüğü üzere, rektörün kişisel husumetine ya da keyfine bırakılmaz, şartlara bağlanır.
Öyle olmasa dahi, kendi özel mülkünü yöneten bir şahıs değil –ki öyle olsa dahi dilediğiniz gibi karar alamazsınız, malum iş hukuku ya da çalışma ekonomisi gibi disiplinler bunun için vardır- sadece ve sadece bir kamu yöneticisi olarak, kamuda hizmetin sürekliliği, yetişmiş personelin etkin kullanımı, eğitim-öğretimin sürekliliği gibi, kamusal kaygılarla hareket etmekle mükellefsiniz.

Üniversiteden daha önce uzaklaştırdığınız bütün dostlar / meslektaşlar –ve dahi sizin cenahın üniversitelerden çeşitli yollarla uzaklaştırdığı diğer hocalarım, dostlarım, meslektaşlarım- gibi, ilgili şartları fazlasıyla yerine getirdiğim belge ile sabittir. “Tasarrufunuzun”! yukarıda sıralanan kamusal hususlarda aksamalara yol açtığı da aşikar. Bu anlamda, kararınız, tıpkı önceki benzerleri gibi, keyfi ve hukuksuzdur, kamu çıkarı ile örtüşmemektedir.
Ayrıca, ilgili yasa maddesi, “imza” ile, YÖK emri ile açılan bir idari soruşturma ile ya da savcılık tarafından açılan herhangi bir ceza kovuşturması ile ilgili hükümler içerse dahi, açılan soruşturma ya da kovuşturmadan dolayı tarafıma ya da benimle aynı konumda olanlara verilen bir ceza yoktur.
Bu anlamda “takdiriniz” evrensel hukukun en temel ilkelerinden birisi olan ‘masumiyet karinesi’ni ihlal etmektedir.

***
Not düşme gereği duymakla birlikte, bu keyfiyet ve hukuksuzluk bahsinden daha fazla devam etmeyeceğim. Keza, hukukun kerameti kendinden menkul bir şey olmadığını, içinde yaşadığımız toplumsal ilişkiler setinin açığa çıkardığı güç ilişkileri çerçevesinde belirlendiğini bilebilecek politik deneyime sahibim. 

Bu bağlamda, uluslararası hukukun temel kavramları ile ya da ‘nötr’ bir ifade ile “hukuksuzluk” olarak tanımlanabilecek kararınızın, verili güç ilişkileri dikkate alındığında ve 653 oyun kullanıldığı rektörlük seçimlerinde sadece 80 oy alarak üçüncü sıradan rektör atandığınız gerçeği ile birlikte düşünüldüğünde, rolünü layıkıyla yerine getirme çabasıyla/kaygısıyla tutarlı olduğunu düşünüyorum.

Nitekim, “egemen, olağanüstü hale karar verendir” ve işletmeye çalıştığınız da “egemenin hukuku”dur, “hukuksuzluğun hukuku”dur, bu anlamda reddettiğimizdir.

Benzer bir düşünceye “akademik özgürlük” bağlamında sahip olduğumu da belirtmek isterim. ‘İmzacı’, ‘muhalif” ya da ‘eleştirel’ pek çok akademi mensubu gibi, ‘başka bir dünya’nın, dolayısıyla ‘başka bir akademi’nin, ‘insan, toplum, doğa yararına’ bir akademinin mümkün olduğuna içtenlikle inananlardanım.
Böyle olduğu içindir ki, Filistinli çocuklar ile birlikte İsrail devletinin Arap halkına karşı ördüğü utanç duvarını taşlayan, sonrasında siyonist lobiler tarafından üniversiteden atılması için kampanya başlatılan Edward Said’in şu sözlerini hiç çıkarmam aklımdan.
“… insanın kendi toplumunun, yurttaşlarına hesap vermek zorunda olan yerleşik ve yetkili güç odaklarına seslenme konusunda özel bir görevi olduğuna inanıyorum ben; özellikle de bu güçler apaçık ahlakdışı ve kendisinden çok daha güçsüz bir tarafa karşı yürütülen bir savaşta ya da kasten ayrımcılığı, baskı yapmayı ve toplu zulümü hedefleyen programlar için kullanıldığında”[ii]
Bununla birlikte, tam da yukarıda bahsettiğim egemen – hukuk ilişkisinden dolayı, Said’in çalıştığı Columbia Üniversitesi’nin rektörünün, Said’in üniversiteden atılması için kampanya başlatanlara verdiği şu yanıtı beklemem, beklemeyiz, bekleyemeyiz siz(ler)den:


“…Columbia’da bir ifade nizamnamesine inanmıyoruz ve bir ifade polisi gibi de davranmamalıyız. Profesör Said’in sınırda öteki tarafa taş fırlatması meselesine gelince: Bildiğim kadarıyla, taş birisini hedef almış değil; herhangi bir yasa ihlâl edilmiş değil; herhangi bir yasal şikayette bulunulmuş değil; Profesör Said’e karşı cezai veya aslî bir dava açılmış değil. (…) Profesör Said hakkında, bizim ülkemizde veya başka bir ülkede dava açılsa bile onu üniversitenin davranış kurallarına dayanarak cezalandırmak uygun değildir. Kısaca üniversite, bir mensubunun fikirlerini açıklamasına veya davranışlarına karşı, bunlar cezai veya aslî bir davanın konusu olsa da, herhangi bir yaptırımda bulunamaz. (…) Bir üniversite için, siyaseten egemen ideolojinin pasifleştirici etkisinden korkmadan görüşlerini ifade etme özgürlüğüne sahip bireylerin söylem özgürlüğünü korumaktan daha temel bir şey yoktur.” [iii]


Ayrıca, bütün bunların sizler için fazla anlam ifade etmediğinin, hatta belki de, Türkiye siyasi tarihine de geçmiş bir ifadeyle “fasa, fiso” olarak görüleceğinin ayırdındayım. Olsun. Tarihe not düşmek önemlidir.

Bu anlamda, bu mektubun amacı, sizi ya da mevkidaşlarınızı, biat etmeyen bir akademinin varlığına ya da kurulacağına ikna etmek değil elbet. Size ya da mevkidaşlarınıza, hukuk konusunda yol, yordam göstermek de değil. Bunun için yardımcılarınızın ya da danışmanlarınızın; ama hepsinden önemlisi, arkanızda öylece duran koca bir ‘sessizlik ordusunun’ olduğunun fazlasıyla farkındayım, farkındayız.

Sadece, siz(ler) savaştan yana tutum alır ve bir nevi savaş hukuku niteliğinde bir hukuk inşa ederken, bizlerin de barışın hukukunu inşa etme çabalarına, size rağmen, devam edeceğimizi anımsatmak istedim.
Ve, gene sizin için bir anlamı olmayacağını bilerek, üzgünlüğümü(zü) belirtmek: Üniversiteden atıldığım(ız) için değil, savaşın bütün can yakıcılığıyla devam ettiğini gördüğüm(üz)den.

Derdimiz, tasamız budur: Savaşı durduramamış olmak... Önüne zikzak dikiş atılmış binişlerimizi giyip hazır kıtalarda bulunamamak değil.
Savaşı durduramamak bize dert oldu; ama önünüzde eğilmedik, size biat etmedik, bu da size dert olsun.
Arz ederim.

http://sendika15.org/2017/03/mersin-universitesi-rektorune-acik-mektup-tolga-toren/

---

[i] Yükseköğretim Kurulu (1981) “Yükseköğretim Kanunu”,
http://www.yok.gov.tr/web/denklikbirimi/2547-sayili-kanun.
[ii] Said, E. (2015) Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı, İstanbul: Ayrıntı, s. 92.
[iii] Cole, J. R. (2001) “Üniversite ve Özgürlük”, Çev: Asena Günal, Birikim (142-143), http://www.birikimdergisi.com/birikim-yazi/5126/universite-ve-ozgurluk#.WLsdfBLyjVq.



Bu gadget'ta bir hata oluştu

NEREDE NE OLUYOR?

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR / DERGİLER / ALBÜMLER

Detaylı bilgi için kitap başlıklarının üzerine tıklayın.




"...Kapitalizmin asli ve zorunlu ilişkisi olarak rekabet, sermayenin değersizleşmesini önlemeye dönük dinamikle birleştiğinde daha önce meta ilişkisi içinde olmayan alanların birikim sürecine doğrudan içerilmesi sistemin mümkün en yüksek kâr’a dayalı mantığı açısından bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Yeni alanlar birikim için yeni fırsatlar anlamına gelmektedir. Ancak, yeni fırsatların kimin müdahalesine göre ve hangi araçlarla gerçekleşeceği, yine birikimin süreklilik arz eden temel dinamiklerinden birisi olan güç ilişkilerine bağlı olarak biçimlenecektir. Sistemin uzun dönemli eğilimlerini belirleyen çatışma alanı olarak güç ilişkilerinin sınıflar arası ve sınıf içi dengesinin, dünya genelinde işçi sınıfı karşısında sermayenin, sermaye içinde küçük ölçekliler karşısında büyük ölçekli sermayenin lehine dönmesi, yukarıda vurgulanan yeniden yapılanmaya yaslanan ve diğer taraftan onun koşullarını destekleyen önemli bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok durum ya da alana kıyasla güç dengelerinde süreç içinde yaşanan bu dönüşümün en açık izlendiği alan özelleştirme pratiğidir." Mehmet Türkay

"...Bu çalışma,araştırmacımızın ifade ettiği gibi Türkiye’de 1980 sonrasında yeni liberalpolitikalarla bezenen ihracata dayalı sanayileşme modeli ile büyümeninhedeflenmesiyle bir kenara itilen tarımsal faaliyetler, sosyal bilimçevrelerince yeterince dokunulmayan bir alan olarak kalırken bu çalışmabütünüyle dokunmayı seçmiştir. Çalışmanın özgünlüğü de dokunulmayan alanadokunmakla başlamaktadır. Ve de tarımsal alanda yapılan dipsiz bir kuyuyuandıran, teorik tartışmalar hem korkutucu (kapsam açısından), hem de olağanüstü yorucu algılayışları çok naif ve sade bir dille aktarılarak kapsamıçizilmiş bir şekilde soyutlama yapılmaktadır. Diğer yandan çalışmada bugüne ilişkinsoyutlama yapılırken, hâkim görünen dış etkilerin tarımsal alanı değişimezorlayışının yanı sıra iç etkilerin de bu değişime nasıl ortaklık ettiğine dairönemli bilgiler sunmaktadır. Ayrıca çalışma, devasa tarımsal alanınincelemesinin kapsamının “sözleşmeli çiftçilik” özelinde daraltılmasıyla somutdüzeyde daha derinlikli irdelemeyi içermektedir."

"...Hâlbuki Marx’ın belki de en temel katkısı kapitalizmin ve kapitalizme ait kavramların doğal olmadığını, aksine tarihsel ve belirli bir toplumsal üretim tarzına ait olduğunu göstermesidir. Dolayısıyla Marx’ta kavramlar, örneğin kar, ücret, rant vb. gibi, içerikleri itibariyle genel algılayıştan farklıdır. Diğer bir deyişle Marx, genel kabule aykırı olarak, rant ile toprağı, ücret ile emek gücünü özdeşleştirmez, aksine toprağın rant, emek gücünün de ücret ile tanımlanmasına yol açan tarihsel toplumsal bir sistem olarak kapitalizmi sorunsallaştırır. Kalkınma kavramı da benzer biçimde, örneğin rant ve ücretin kapitalist sisteme ait kategoriler olması gibi gerçekte kapitalist sisteme ait bir kategori olarak düşünülmelidir. Bu bugünün toplumsal üretim sisteminin dayattığı bir zorunluluktur ve bu sistemin anlaşılması için de elzemdir."

"...1980 sonrası Türkiye’sinde ihracata dayalı büyümeyi, yeni liberal politikaları, temposu yüksek hızlı üretim akışını, eşitsiz ilişkileri, yoğun, sıkılaştırılmış çalışmayı, dinlenmeye, düşünmeye vaktin kalmadığı uzun çalışma saatlerini, doymayan karınları…..Elinizdeki bu kitap yeniden düşünmemize olanak sağlamaktadır. Ve de saha araştırmasıyla Türkiye gerçekliğini kavramanın, anlamanın, açıklamanın zor ve zahmetli olduğu ama bir o kadar da heyecan verici olduğunu yazarımızın coşkulu anlatımıyla okuyucuları yeniden sorgulamaya davet ederken araştırmacılara da iyi bir rehber olma niteliğini taşımaktadır. Genç araştırmacıların çalışmalarını toplumla paylaşmalarına olanak sağlayan ve teşvik eden SAV Yönetim Kurulu’na teşekkür ederken, yazarımız Nevra Akdemir’in bundan sonrada coşkusunu ve heyecanını bizlerle paylaştığı, toplumsal gerçekliğin ortaya çıkarıldığı araştırmaları ve çalışmaları merakla bekliyor olacağım." Berna Güler Müftüoğlu

KİTAPLAR

  • 1848 El Yazmaları, K.Marx
  • Alman İdeolojisi, K.Marx
  • Alternatif Büyüme Stratejileri, Asaf Savaş Akat
  • Atatürkle Üç Ay, Ahmet Hamdi Başar
  • Azgelişmişliğin Sürekliliği, Fikret Başkaya
  • Bankacılık, Yolsuzluk, Birikim, Nuray Ergüneş
  • Birgün Tek Başına, Vedat Türkali
  • Birikimin Hamalları, Ali Ekber Doğan
  • Doğunun Düzeni, İsmail Beşikçi
  • Dünyayı Değiştirmek Üzerine, Michael Löwy
  • Gedikpaşa'da Fason Ekonomisi, Berna Güler Müftüoğlu
  • Gelişme İdeolojileri, Gelişme Stratejileri, Haldun Gülalp
  • Geç Kapitalistleşme Sürecinde Kriz: Türkiye 1979 Krizi, Melda Yaman Öztürk
  • Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisine Katkı, K.Marx, F.Engels
  • Güven, Vedat Türkali
  • Hayatımda Hiç Arkaya Bakmadım (Mübeccel B. Kıray'la Söyleşi-Kolektif)
  • İsyan ve Melankoli, Michael Löwy
  • Kalkınma İktisadının Yükselişi ve Düşüşü, Fikret Başkaya
  • Kalkınma İktisadının Yükselişi ve Gerilemesi, Fikret Şenses
  • Kapital, Karl Marx
  • Kapitalizm Küreselleşme Azgelişmişlik (Yapıcılar Türkü Söylüyor Serisi 2)
  • Kapitalizm, Devlet ve Sınıflar, Haldun Gülalp
  • Kapitalizmi Anlamak (Yapıcılar Türkü Söylüyor Serisi 1)
  • Kapitalizmi Planlamak, Ümit Akçay
  • Kapitalizmin Hapishanelerinde Ödünç Hayatlar, Yüksel Akkaya
  • Katı Olan Herşey Buharlaşıyor, Marshall Berman
  • Kayıp Roman, Vedat Türkali
  • Komünist Manifesto, K.Marx
  • Kutsal Aile, K.Marx
  • Lenin-Tarihi Yazanlar ve Yapanlar, Edmund Wilson
  • Marxizmle Maceram, Marshall Berman
  • Mavi Karanlık, Vedat Türkali
  • Memalik-i Osman-i'den Avrupa Birliği'ne, Çağlar Keyder
  • Modernizm, Kapitalizm ve Azgelişmişlik, Fuat Ercan
  • Mübeccel Kıray İçin Yazılar (Derleme)
  • Para ve Kapitalizm, Fuat Ercan
  • Paradigmanın İflası, Fikret Başkaya
  • Planlama Üzerine Tezler, Yalçın Küçük
  • Planlama Üzerine Tezler, Yalçın Küçük
  • Politikada 45 Yıl, Yakup Kadri Karaosmanoğlu
  • Sermaye Birikimi, Kalkınma, Azgelişmişlik, Mehmet Türkay
  • Sermaye Birikimi, Kalkınma, Azgelişmişlik, Mehmet Türkay
  • Suyu Arayan Adam, Şevket Süreyya Aydemir
  • Suyun Ekonomi Politiği, Gaye Yılmaz
  • Sürekli Kriz Politikaları, Neşecan Balkan-Sungur Savran
  • Tarım Sorunu, Korkut Boratav
  • Taşeronlu Birikim, Nevra Akdemir
  • Tembellik Hakkı, Paul Lafargue
  • Toplumlar ve Ekonomiler, Fuat Ercan
  • Toplumsal Tarih Çalışmaları, Çağlar Keyder
  • Türkiye İktisat Tarihi, Korkut Boratav
  • Türkiye Üzerine Tezler1-2-3-4-5, Yalçın Küçük
  • Türkiye'de Devlet ve Sınıflar, Çağlar Keyder
  • Türkiye'de Kapitalizmin Gelişimi (Yapıcılar Türkü Söylüyor Serisi3)
  • Türkiye'de Kapitalizmin Gelişmesi ve Sosyal Sınıflar, Ali Gevgilili
  • Türkiye'de Kapitalizmin Güncel Sorunları (Yapıcılar Türkü Söylüyor Serisi 4)
  • Türkiye'nın Dışpolitikasının Ekonomi Politiği, Haluk Gerger
  • Türkiye'nin Düzeni, Doğan Avcıoğlu
  • Ulusal Kalkımacılığın İflası, Çağlar Keyder
  • Yeniden Yapılanan Dünya Ekonomisinde Marshall Planı ve Türkiye, Tolga Tören
  • Yeşilçam Dedikleri Türkiye, Vedat Türkali
  • Yol, Hikmet Kıvılcımlı
  • Yükseliş ve Düşüş, Ali Gevgilili
  • Zaman Makinesi, H.G.Wells
  • Çankaya, Falih Rıfkı Atay

SÜRELİ YAYINLAR

  • Amandla
  • Capital and Class
  • Capital, Class and Society
  • Conatus
  • Dipnot
  • Express
  • İktisat Dergi
  • İktisat ve Toplum
  • Labour and Society
  • Labour Bulletin
  • Mesele
  • Montly Review
  • Praksis
  • SAV Almanak (Yıllık)
  • Toplum ve Bilim
  • Toplum ve Kuram
  • Çalışma ve Toplum

FİLMLER

  • Amelie, Yön: Jean-Pierre Jeunet
  • Arizona Dream, Yön: Emir Kusturica
  • Ağır Roman, Yön: Mustafa Altıoklar
  • Berdel, Yön: Atıf Yılmaz
  • Beynelmilel, Yön: Sırrı Süreyya Önder, Muharrem Gülmez
  • Black Cat White Cat, Yön: Emir Kusturica
  • Büyük Adam Küçük Aşk, Yön: Handan Ipekçi
  • Dondurmam Gaymak, Yön: Yüksel Aksu
  • Duvar, Yön: Yılmaz Güney
  • Dört Mevsim, Yön: Nuri Bilge Ceylan
  • Dövüş Klübü (Fight Club), Yön.: David Fincher
  • Elveda Lenin (Goodbye Lenin), Yön:Wolfgang Becker
  • Eyes Wide Shut, Yön: Stanley Kubrick
  • Eğreti Gelin, Yön: Atıf Yılmaz
  • Eşkiya, Yön: Yavuz Turgul
  • Full Metal Jacket, Yön: Stanley Kubrick
  • Gemide, Yön: Serdar Akar
  • Gölge Oyunu, Yön: Yavuz Turgul
  • Hacivatla Karagöz Neden Öldürüldü, Yön: Ezel Akay
  • Harem Suare, Yön: Ferzan Özpetek
  • İklimler, Yön: Nuri Bilge Ceylan
  • İstanbul Kanatlarımın Altında, Yön: Mustafa Altıoklar
  • Kabadayı, Yön: Yavuz Turgul
  • Kasaba, Yön: Nuri Bilge Ceylan
  • Laleli'de Bir Azize, Yön: Kudret Sabancı
  • Masumiyet, Yön: Zeki Demirkubuz
  • Mayıs Sıkıntısı, Yön: Nuri Bilge Ceylan
  • Mustafa Hakkında Herşey, Yön: Çağan Irmak
  • Mükemmel Bir Gün, Yön: Ferzan Özpetek
  • Neredesin Firuze, Yön: Ezel Akay
  • Otomatik Portakal (A Clockwork Orange), Yön: Stanley Kubrick
  • Rosemary'nin Bebeği (Rosemary's Baby), Yön: Roman Polanski,
  • Sapık (Psycho), Yön:Alfred Hitchcock
  • Selvi Boylum Al Yazmalım, Atıf Yılmaz
  • Sürü, Yön: Yılmaz Güney
  • Takva, Yön: Önder Kızıltan
  • Ulak, Yön: Çağan Irmak
  • Underground, Yön: Emir Kusturica
  • Uzak, Yön: Nuri Bilge Ceylan
  • Yazgı, Yön: Zeki Demirkubuz
  • Yağmurdan Önce (Before the Rain), Yön: Milcho Manchevski
  • Yol, Yön: Yılmaz Güney
  • Zübük, Yön: Atıf Yılmaz
  • Çingeneler Zamanı (Time of the Gypsies), Yön: Emir Kusturica
  • Üçüncü Sayfa, Yön: Zeki Demirkubuz